|
Geçmişte ve günümüzde, toplumun ruhsal
hastalıkları olan kişilere yönelik olumsuz tutumlarından
en fazla etkilenen hasta kesimi şizofreni hastalarıdır.
Çeşitli ruhsal hastalıkların tanımlandığı olgu öyküleri
kullanılarak yapılan çalışmaların hemen hepsinde şizofreni
olgusu diğerlerinden daha fazla tanınmış ve şizofreni
tanılı hastaya yönelik olumsuz tutumlar ve reddedici
yaklaşımların diğer tüm hastalardan daha fazla olduğu
görülmüştür. Halk arasında şizofreni hastalarına
“tehlikeli” ve “ne yapacağı belli olmayan” kişiler olarak
bakılmaktadır. Yapılan
çalışmalar, halkın şizofreni hastaları ile yakın ilişkiler
kurmaktan kaçındığını ve bu hastaları damgalayarak dışlama
eğiliminde olduklarını göstermektedir. Bu tutumun en
önemli nedeni de hastaların tehlikeli ve ne zaman ne
yapacakları belli olmayan kişiler olarak
değerlendirilmesidir.
Şizofreni, tüm toplumlarda ve toplumun her kesiminde en
fazla tanınan, belirtileri en fazla bir ruhsal hastalık
ile ilişkilendirilen ve en olumsuz tutumların oluştuğu
ruhsal hastalıktır.
Halk içinde genel olarak şizofreninin sosyal ve psikolojik
nedenlerle ortaya çıktığına inanılmaktadır. En çok sorumlu
tutulan sosyal ve psikolojik nedenler arasında psikolojik
zayıflık, kişilik yapısı, stres, işsizlik, aile ve iş
yaşantısındaki sorunlar, ilişki sorunları, bilinçdışı
çatışmalar bulunmaktadır. Şizofreninin ortaya çıkmasına
neden olduğu düşünülen diğer etmenler arasında beyin
hastalığı, genetik etmenler ve çok düşük oranda da
doğaüstü güçler bulunmaktadır. Sosyokültürel düzeyi düşük
topluluklarda şizofreniyi doğaüstü güçlere bağlama inancı
daha yüksektir. Şizofreniyi sosyal ve psikolojik nedenlere
bağlamayan kişilerde şizofrenili hastalara yönelik olumsuz
tutumlar ve dışlama eğilimi daha fazla görülmektedir.
Şizofreni tedavisinde halkın ilk aklına gelen tedavi
yöntemi psikoterapi olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde ikinci
seçenek olarak özel diyet, vitaminler, mineraller, tatil,
stres giderici bazı yöntemler (yoga ya da meditasyon
gibi), kendi kendine yardım kitapları okuma gibi standart
olmayan yöntemlerin yararlı olacağı düşünülmektedir. Batı
kültüründe ilaç tedavisine yüksek oranlarda soğuk
bakılmaktadır. Doğu kültüründe ise tıbbi tedavi yöntemleri
yanında geleneksel yöntemlerin seçilme oranları da oldukça
yüksektir. Ülkemizde şizofreninin tedavisinde ilaç
tedavisi en yararlı yöntem olarak düşünülse de ilaçların
zararlı olduğu ve bağımlılık yaptığı gibi olumsuz
önyargılar da çok yaygın görülmektedir. Diğer yandan
özellikle kırsal kesimde olmak üzere ülkemizde damgalanma
ve dışlanma endişesi nedeni ile halk tedavi için
psikiyatri uzamnalrına başvurma konusunda isteksizdir.
Halk içinde genel olarak şizofreninin iyi bir gidişe sahip
olmadığı yönünde kötümser bir inanç bulunmaktadır.
Damgalamadan sadece hastalar değil hasta yakınları da
etkilenmektedir. Bu nedenle hasta yakınları hastalığı
gizlemekte hatta bu durum bazen tedavi için başvuruyu
engelleyebilmektedir. Bu tutumun bazen de tıp dışı çare
arama davranışlarına neden olabilmektedir.
Önemli bir bilgi ve eğitim aracı olan televizyon ne yazık
ki, bugün ruhsal hastalıkların damgalanması konusunda
olumsuz bir rol oynamaktadır. Medyada
ruhsal hastalıklarla ilgili haberler, açıkça olumsuz
imajlar çizmektedir. Bir araştırmada toplumdaki “ruhsal
hastalığı olanlar saldırgan olur” şeklindeki inancın daha
çok medyada çıkan saldırganlık ve şiddet içerikli
haberlerden kaynaklandığını göstermiştir. Medyanın ruhsal
hastalıklar hakkındaki yanlış ve zararlı bilgilendirmesi
halkın hastalara ilişkin tutumunu olumsuz yönde
etkilemekte, toplumdaki önyargıları ve damgalama eğilimini
arttırmaktadır.
Kaynak:
Taşkın EO (2007) “Stigma,
Ruhsal Hastalıklara Yönelik Tutumlar ve Damgalanma”.
Turkuaz Bilişim & Bilgisayar & Yayıncılık, Polatlı/Ankara
(Kitabın editörü Yrd. Doç. Dr. E. Oryal Taşkın’ın izini
ile alınmıştır. |