|
Psikiyatri ve ruhsal
belirtiler ya da hastalıklar insanlık tarihinin başından
beri önemli bir ilgi kaynağı olmuştur. Hem insanın, hem de
ruhsal belirtilerin doğası gereği, sıradan insanlar bile
bu konuda ilgisiz kalamamaktadır. Görmezden gelinemeyen ve
üzerinde bu kadar yoğun ilgi bulunan bir konu, herkes için
önemli bir psikolojik anlam kazanmaktadır. Bu da, kişide
bu konuya yönelik, belli bir kültürde ve belli bir zaman
diliminde oldukça değişmez tutumların oluşmasını
kolaylaştırmaktadır. Ruhsal hastalıklara ve hastalara
yönelik tutumlar, insanoğlunun ilk günlerden günümüze dek
içinde yaşadığı evren ve onunla ilgili bilgisi, varoluş
biçimi, kültürü, teknolojisi, toplumun bireylerinin kendi
aralarındaki ilişkilerin özellikleri, hastalıkların
nedenleri hakkındaki anlayışları gibi etkileşim içindeki
etmenlerin sonucu şekillenmektedir.
Günümüzde tüm kültürlerde ve toplumun her kesiminde ruhsal
hastalığı olan kişilerin halk tarafından damgalandığı ve
dışlandığı, hastaların da bu durumdan endişe duyduğu
ve/veya kendi içlerinde bu damgalanma duygusunu
taşıdıkları bilinmektedir. Birçok araştırmada, bugün
damgalama ve damgalanma endişesinin ruhsal hastalıkların
sağaltımı için önemli bir engel olduğu açık olarak
görülmüştür. Sağaltım başlandığında da, damgalama
sürecinin sonucu olarak hastaların toplum tarafından
dışlanması ve yakın sosyal ilişkilerden yoksun kalması,
daha iyi bir iyilik halinin sağlanması için ayrıca bir
engel oluşturmaktadır.
Ruhsal
hastalık tanısı alan kişiler toplumun geneli tarafından
tehlikeli, ne yapacakları belli olmayan, yabancı, nefret
edilen, uzak durulması gereken kişiler olarak
değerlendirilmektedir. İnsanlar ruhsal hastalığı ve
hastalıkla ilgili her şeyi olabildiğince kendilerinden
uzak tutmak istemektedir. Toplum ruhsal hastalığı olan
kişileri zaman zaman yalnızca hastalık etiketi nedeniyle,
zaman zaman da hastaların toplumla bağlarının zayıflığı
nedeniyle, ama en çok gerçek ya da varsayılan tahmin
edilemez davranışları ve garip görünümleri nedeniyle
damgalama, reddetme ve dışlama eğilimi içindedir.
Ruhsal hastalık
geçirenlerin toplumla yeniden kaynaşması ve eski
işlevselliğine dönmesi toplumun ruhsal hastalıklara
ilişkin genel tutumuyla yakından ilişkilidir. Ruhsal
hastalığı olanların kendi ortamında sağaltımının başarılı
olabilmesi için çevresindeki kişilerin anlayışlı ve
hoşgörülü olmaları gerekmektedir. Özellikle birçok hasta
için toplumdan yalıtılmışlığın ve insan ilişkilerinden
yoksunluğun hastalığın kötü seyretmesiyle doğrudan
ilişkili olduğu bilinmektedir. Oysa halkın genellikle
olumsuz ve reddedici, dışlayıcı tutumlara sahip olduğu da
bilinmektedir. Bu nedenle, psikiyatrik hastalıkların daha
iyi sağaltılabilmesi için öncelikle toplumların, toplum
içindeki çeşitli kesimlerin, bazı özel meslek gruplarının
ruhsal hastalara ve hastalıklara yönelik bilgi ve
tutumlarının olumlu hale getirilmesi gerekmektedir.
Psikiyatrik sağaltımın daha başarılı olması için
hastaların toplum tarafından kabulü ve dışlanmanın
azaltılması sağlanmalıdır.
Kaynak:
Taşkın EO (2007) “Stigma,
Ruhsal Hastalıklara Yönelik Tutumlar ve Damgalanma”.
Turkuaz Bilişim & Bilgisayar & Yayıncılık, Polatlı/Ankara
(Kitabın editörü Yrd. Doç. Dr. E. Oryal Taşkın’ın izini
ile alınmıştır). |